Aşkın Yedi Menzili” aynı zamanda kendi yaşam yolculuğumda da bir menzildi benim için. Edebiyat serüvenimde her romanım adeta farklı bir denemeyi ve dönemeci simgeliyor.   Fakat son romanımda ilk ikisinde olmayan bir özellik var. Dikkatli okurun, geçmişin zengin ve  deruni nağmelerini barındıran dilini daha ilk satırlardan itibaren hissedeceğini umuyorum.Üçüncü romanım, 13. yüzyılın Diyarı Rum’unda gezinirken karşılaştığım, her şeyi gören ölümsüz çitlembik ağacının fısıltılarıyla oluştu bir anlamda. Duyduğum sırları keşfetme isteğinin tahrik ettiği, kendimi içine girmekten alıkoyamadığım hayallerle uğraştım durdum yıllarca.

Belki de bu yüzden “Aşkın Yedi Menzili” de bir yolculuk romanı.  Porine ile Selanik’ten, Latin Konstantinopolis’e oradan Antalya’ya ve nihayet Kapadokya ve Sultan dağına yolculuklar yaptım. Taşbek Baba ile Kutsal Sehend dağından, Konya’ya oradan Kapadokya ve Sultandağı’na nice menziller aştım.  Tebrizli Arif’in Timothy Baba’nın nezdinde çıktığı manevi yolculuğa şahitlik ettim… Yazarken, yaşadığımız toplumun ilk kez şekillenmeye başladığı dönemde o şehirden bu şehre, yanımda kahramanlarım, dolaştım durdum. Gördüm ki, dönemin duygu ve düşünce dünyasıyla bugünküler arasında çok büyük bir fark yok. Dönemden döneme, insanın kendini ifade ederken kullandığı terimler değişiyormuş sadece…

Ama yolculuklar bitmezmiş! Roman bittikten sonra romanın geçtiği şehirleri yeniden görme arzusu sardı her yanımı. Lakin bu kez, roman kahramanlarının yaşadığı yerlerin izlerini sürecektim. Sürdüm de…

Sonra aklıma geldi; Roman’ın geçtiği 7 şehre, roman bittikten sonra yazar olarak yaptığım yolculuklar da romana dâhil olmalıydı. İşte, romanın okurla buluştuğu ilk 7 hafta boyunca, bu 7 şehre roman bittikten sonra yaptığım yolculukları sırayla sizlere aktaracağım. Belki romanın içinde yer almayacaklar ama bu yolculukları sizlerle paylaşmasam da olmazdı.