Haluk İnanıcı yol ve kesişim romanı ‘Aşkın Yedi Menzili’nde, 13’üncü yüzyılda, Anadolu’nun tarihini şekillendiren savaşların yaşandığı bir dönemde yedi karakterin aşklarını anlatıyor: “Tarihsel süreçte değişmeyen tek şey aşk. Her daim merkezde yer alıyor. Mahrum kalanlar nefret ve kinden besleniyor.”

ERKU TEZERDİ

Yedi karakter 13’üncü yüzyılda yolculuğa çıkıyor. Şiirler okunuyor, sevdalılar kavuşuyor, araya ayrılıklar giriyor… Aşk aranıyor, bulunuyor veya önüne duvarlar çekiliyor: Taşbek Baba, Tebrizli Arif, Öğretmen Porine, Emir Nureddin, Başöğretmen Timothy, Mahperi Sultan ve Arîfe Hümeysa’nın Anadolu’da kesişen hayatları çatışmayı doğuruyor. Yaşananlar ise bir yol hikâyesi çatısı altında anlatılıyor. Romanda kurguyla gerçek içe içe geçerken arka planda tarihi olaylar canlanıyor… İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Aşkın Yedi Menzili’nin yazarı Haluk İnanıcı’yla romanını konuştuk.

Romanda bahsedilen ‘Menzil’ ifadesi için neler söylersiniz?

Menzil’in bir anlamı da uğrak…  Romanda hayatımızın ve aşkın uğraklarına çağrışım yapıyor. Hepimiz doğuyor, yaşıyor ve yaşamı terk ediyoruz. Bu bir olgunlaşma süreci. Tıpkı tasavvuftaki kâmil insan olma süreci gibi. Kimi ‘Ben’ duygusunu eritmeye yöneliyor kimi onu kışkırtarak benliğini yüceltiyor. İnsanın yazgısı da burada gizli galiba… Ama tercihler, yönelişler farklı olsa da hayat menzillerden ibaret…

‘Aşkın Yedi Menzili’ okura ne sunuyor?

Roman, okura dönemin atmosferi içerisinde farklı aşk öyküleri peşinde koşma imkânı sunuyor. Romanın meselesi insan ve aşk… Zaman değişse de karşılaşmalar birbirine benziyor. Roman, odağına aldığı aşk kavramını tarihsel bir yolculukta, kendine özgü bir dille anlatıyor. O dönemin insanını anlamamıza imkân verecek düşünce dünyası üzerinde koşuyor. Görüyoruz ki, insanın duygusal dünyası aslında çok değişmiyor. Aynı duygular bugün belki farklı terimlerle ifade ediliyor. Ama değişmeyen tek şey aşkın kendisi… Her daim merkezde yer alıyor. Mahrum kalanlar nefret ve kinden besleniyor. İnsanlar hangi inançtan olurlarsa olsun, aşk kapısı peşindeki manevi yolculuk farklı değil. İnsan geçmişten günümüze aynı labirentin aynı koridorlarında yol alıyor koşturup duruyor.

Bu koridor meselesini biraz daha açalım mı?

Aşkın kendine özgü bir labirendi var ve koridorları hiçbir zaman gezmekle bitmiyor. Üstelik bu koridorların çıkış kapısı da yok… Bu koridorlarda öyle şeyler yaşanıyor ki, yaşanan anlatılmaya kalkıldığında, ne söylenirse söylensin hep bir eksiklik hissediliyor. Dil yetersiz kalıyor aşk karşısında.

Başka bir hâldir aşk hâli… Aşk bitmez, daima başka bir aşkın içerisinde olgunlaşarak devam eder, kendi yolunu çizer. Romanda anlatıldığı gibi hâlden hâle geçer.

Karakterler geçişleri nasıl yaşıyor ve onların yaşama karşı yönelişleri nasıl?

Romanımdaki kişiler tefekkür ve statü yönünden özel kişiler. Yedi karakter, bilgiyi kullanarak hem hükmetmeye hem hükmedilmeye karşı çıkıyor. Bunun yanında yan karakterler de mevcut. Bir kısmı bilgisini gücü elinde bulunduranın hizmetine sunarken bir kısmı bilgisiyle halkın ve Hakkın yanında yer alıyor. Ama temel karakterler ideallerin peşinden koşuyor. Aşkın, Hakkın, sevginin, adaletin… Bu dünyanın Yaradan’ın bir sureti olduğuna inanıyorlar. Ayrıca dikkatli okur romanın tasavvuf dokusunu da hissedecektir. Geçişleri bu doku belirliyor.

Ayrıca söylemeliyim ki; romana başlarken yedi karakter tasarlamamıştım. Bazı karakterler sonradan doğdu ve romanda yer talep etti. Örneğin, Romana sonradan dâhil olan Hümeysa karakteri beni çok etkiledi. Kalıplara sığmadı. Hümeysa dönemin düşünen kadınını yansıtıyor. Ve sadece düşünmekle de yetinmiyor. Beline kılıç takıyor. Hem bilginin peşinde hem de adaletin…

Karakterlerin hangileri gerçek hangileri kurgu?

Tarihte Mahperi Hatun adındaki bir kadın Sultan’ın, yani Alaeddin Keykubad’ın eşinin yaşadığını biliyoruz. Fakat yaşamı hakkında çok da detaylı bir bilgiye sahip değiliz.  Mutlaka güçlü bir karakter olması gerekiyor. Anadolu’daki izlerinden, vakfiyelerinden, kervansaraylarından bunu anlamak mümkün. Kendisi ayrıca Keykubad’ın eşi ve sonraki hükümdar Gıyaseddin Keyhüsrev’in de annesi. Sonrakilerin büyük annesi… Romanda bahsedilen Sâd’ed-Dîn Köpek’le Baba İlyas da gerçekte yaşamış kişiler. Ancak gerçek kişilerin de romanımda sadece bir karakter olduğu unutulmamalı.

YOL VE KARŞILAŞMA ROMANI

‘Aşkın Yedi Menzili’ için kesişen hayatlar romanı diyebilir miyiz?

Söylediğiniz gibi, ana karakterler karşılaşmakla kalmıyor aynı zamanda hayatları da kesişiyor. Karşılaşmalar hayatlarının yönünü değiştiriyor. Bu nedenle romanda bahsedilen; başlangıç, duyma, ulaşma, hissetme, keşfetme, yansıma, huzur menzillerindeki karşılaşmalar aynı zamanda bir kesişme/çatışma hâli… Hâsılı bu karşılaşmaları takip ederken dönemin yaşantısı hakkında ipuçları da elde ediyoruz.

O hâlde son hâlini alması beş yılı bulan ‘Aşkın Yedi Menzili’ne, bir yol hikâyesi diyebileceğimiz gibi (hayatların) kesişme romanı da diyebiliriz.

Yine belirtmeliyim ki, ortamın hissedilebilmesi için, dil olarak döneme hâkim olan Fars Edebiyatı’ndan esinlendim. Bazı konuşma kalıplarına yer verdim, nazım-nesir türü ifade bütünlüğü ile dili yeniden kurguladım.

Kitabın ana eksenine yerleştirilen yedi karakter Beyşehir, Konstantinopolis, Konya, Alaiye, Amasya, Antalya, Kapadokya’da  farklı zaman dilimlerinde karşılaşıyor. Yaşadıkları, hayatlarındaki kesişimler okuyucuya yedi bölümde aktarılıyor.

ANADOLU’NUN TARİHİ ŞEKİLLENDİ

Romanın konusu 13’üncü yüzyılda geçiyor. Neden bu dönemi anlatmak istediniz?

Bugünün birçok toplumsal olayının, sorununun kökeni 13’üncü yüzyıla dayanıyor. Döneme ait okumalarımı yaparken beni derinden sarsanlar ister istemez romana girdi. Mesela Anadolu’ya Selçuklulardan 100-150 yıl sonra girmiş Türkmenler Selçuklulara karşı ayaklanıyor (1240). Fakat bir Türk devleti kendisine karşı ayaklanan Türkmenleri ancak Haçlı, Gürcü askerlerin yardımıyla; zorla ve çok kanlı bir şekilde bastırabiliyor. Yapılanlar ‘doğrudur’ veya ‘yanlıştır’ demiyorum elbette. Ancak bir insan olarak beni çok etkileyen bu trajik olayın, bir edebiyatçıya da oldukça zengin imkânlar sunduğunu keşfettim.

Bu ayaklanma-bastırma vakasından, Malya Savası’ndan üç yıl sonra da Kösedağ Savaşı gerçekleşiyor. MoğoIllar, Babailerle çarpışırken zafiyeti ortaya çıkan Selçuklu ordusunun karşısına çıkmaya cesaret ediyor ve onu bozguna uğratıyor. Bu savaşlar, Babailerin doğuya doğru göçüne neden oluyor ve Osmanlı’nın doğuşuna zemin hazırlıyor. Alevi-Sünni çatışması bu olaylardan sonra Diyarı Rum’da kök salıyor.

Özetle Anadolumuzun tarihi bu yüzyılda şekilleniyor. Romandaki tarihi dokuyla bugünkü yaşantımız birbiriyle çok alakalı.